Neden Buradayız?

Sosyal Medyacı küçük kardeş yeni böbrek nakli olmuş büyük kardeşe demişti ki beş yıl önce "bre kardeş gel beraber kardeş kardeş bir blog açalım, hem çalalım hem oynayalım; bizimle oynamak isteyenleri de aramıza kata kata kocaman bir aile olalım."

İşte böyle çıktık yola,hem kendimiz için hem sizin için, hayatın ve hayatlarımızın içinden, aklımızdan geçenleri, aman aklımıza gelmesin dediklerimizi; görüşlerimizi; yaşanmışlıklarımızı ve yaşanmışlıklaşmasını umduklarımızı; Dün’ün Bugün’ün olası Yarınların içine Siz dostları da katıp, arkamızda rüzgar önümüzde hayat, savrulalım dedik.

Her telden çalmak için burdayız, hem ağlatıp hem güldürmek, bazen güldürürken ağlatıp bazen ağlatırken güldürüp hep düşündürmek için. Gün gelecek stresimizi atacağız birlikte, gün gelecek kızıp bağıracağız ama inanın kızarken bile mutlu olacağız; Çünkü biz inanıyoruz ki mutluluk varılacak hedef değil, katedilen yoldur. Biz bu yolda iki mutlu noktayız ve sizlerle bir sürü mutlu noktacıklar olmak için buradayız....



24 Şubat 2012 Cuma

PAHA BİÇİLMEZ 1 FRANK

Sene 1944, Ayvalık’ta bir erkek çocuğu doğar. 
 O gün kimse bu çocuğun dünyada 1 Frank’ın değerini arttıracağından haberdar değildir.

Altın renkli saçları, esen çılgın Ayvalık poyrazının etkisiyle yüzüne çarparak büyür çocuk...
İlkokulu bitirince çemberin dışına çıkma vakti gelmiştir onun için. Koyar çantasına Ayvalık’ın kumunu, güneşini, balığını, mezesini, anne, baba ve kardeş sevgisini,  ver elini İstanbul... 
Hazırlık sınıfından Ünivesite’yi bitirene kadar geçireceği  İstanbul yıllarında yakışıklı, hovarda ve çapkın bir gence dönüşür bu çocuk... Her seferinde zevkle dinlenen, güldüren, kimi için de imrendiren birçok anı biriktirir ve koyar çantasına..
Bir gün, o da ne! Çapkın çocuk, uzun simsiyah saçlı, çekik gözlü, ufak tefek bir kızla tanışır...
Öyle bir aşk olur ki, bizim çocuğa “İngiliz asker John”;  uzun saçlı, çekik gözlü kıza “Çin’den gelen mürebbiye” isimleri  bile takılır.
Ve İngiliz asker John çemberin içine kendi isteğiyle girer.. Sonraki hayatında zaman zaman pişmanda olsa, aslında mutludur yarattığı çemberden ve içine koyduklarından...
Eee, her aşk meyve verir :),  çemberin yeni üyeleri 2 güzel kız gelir dünyaya...
Belki oğlu olmasını istediği için belki çember dışında kalacak çocuklar yetiştirmek için farklı bir kız babası olur. Kızlarını daha 5 yaşındayken at yarışlarına, maçlara götürür, ilk sarhoşluklarını babalarının yanında 5-6 yaşlarında yaşar kızlar.:)
Yıllar geçer, küçük kızları da büyümüştür artık, ünivesite’de Fransızca öğrendiği ilk sene, 1 aylığına Fransa’ya gönderir babası onu. Francophone kültüründen pek haz etmese de olan olmuştur, Çin’den gelen mürebbiye gibi kızı da girmiştir bir kere Fransız kültürünün içine...
Kızı  ay sonunda döner, acayip bir macera yaşamıştır, heyecanla anlatır yaptıklarını, hediyelerini verir babasına, heyecanla açmasını seyrederek.. Sonra bir anda cebinde kalan tek 1 Frank’ı çıkarır. “Al baba, bu senin uğur paran olsun” der. Bu arada kız bütün parasını da bitirmiştir, malum babasından aldığı önemli özelliklerden biri de para harcamak; yaşamak içindir, biriktirmek için değil anlayışıdır :) Sözde olmasa da pratikte hep böyle yaşamıştır İngiliz asker John...
Yıllar birbirini kovalar...neler yaşanır neler, çanta dolar anılarla..
Bir gün gelir artık anı koyacak yer kalmaz çantada, hızlı yaşamak bazen süreyi kısaltıyor. Beklemesende...,
23 Ocak 2010, İngiliz asker John, hep istediği ve söylediği gibi uyurken, fark bile etmeden, kalp krizi geçirir. Çok erkendir oysa ki dünyadan ayrılmak için, hele de çemberin içindekiler için.. Gözü yaşlı bir Aile ve Ayvalık bırakır arkasında...
Yaklaşık 1 ay boyunca, büyük aşkının eşyalarına bile dokunamayan Çin’den gelen mürebbiye, bir gün kendini odaya atar ve anı yüklü eşyaları toplamaya başlar...
İngiliz asker John’un dünyadan ayrılmadan 1 gün önce giydiği pantalonun cebinden tek bir 1 Frank çıkar. Çin’den gelen mürebbiye kızını arar “Sen babana hiç bir Frank verdin mi?” diye sorar.  Kızı ağlama başlar. Tam 10 sene boyunca, uğur 1 Frank’ını, saklamıştır İngiliz asker John.
Babacığım, seni çok ama çok seviyorum.  Bana dünyanın en değerli parası olan o 1 Frank’ı ve içine yüklediğin anlamını bıraktığın için binlerce teşekkürler..
Hep benimlesin....
Çiğdem Keskin 
-->

13 yorum:

  1. Çok begendim, elinize saglik

    YanıtlaSil
  2. Anlatıklarınız bir Ayvalık'lı ve babasını kalp krizinden kaybeden benim için çok anlamlıydı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Acınızı tazelediysek suçumuz affola..Kaybettiğinizi biz de saygıyla anıyoruz.

      Sil
  3. Hilal Çakmak4 Mart 2012 22:54

    Çiğdem, gözlerim dolarak okudum, çok güzel bir yazı.. Ellerine sağlık…

    YanıtlaSil
  4. begendigim nadide bloklardan birisiydi, guzel yazmissiniz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok çok ama çok teşekkür ederiz. Bu yorumunuzun yeni başlayan bizler için ne kadar değerli olduğunu tahmin bile edemezsiniz.
      Saygı ve sevgilerimizle

      Sil
  5. Hayatın degeri bizim yaptıklarımıza, gönlümüzdeki niyetle artıyor.
    Ne güzel dile getirmişsin

    YanıtlaSil
  6. Sadece okumak istemiştim, dalmak, üzülmek, düşünmek, mutlu olmak gibi şeyler kar kaldı... Okumaya devam :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çook teşekkürler, mutlu olmak da bize kaldı:)

      Sil
  7. Çok ağladım... Yüreğine ve kalemine sağlık...

    YanıtlaSil

Çok teşekkür ederiz,yorumlarınız bizim için çok değerli.